MesleÄŸinde uzman bir tabip ve dini bilgilere karşı büyük ilgi ve alakası olan samimi bir müslümandı. Tıp alanındaki ve diÄŸer alanlardaki bilgileri uzun tecrübelerini gayet güzel kullanarak bir kısım dini emir ve yasakları ustaca yorumladı ve İslam’ın kiÅŸi, aile ve toplum hayatındaki faydalarını ortaya koydu. Böylece dini yaÅŸayışın kiÅŸiler ve toplumlar için neden vazgeçilmez olduÄŸunu gözler önüne serdi. Buna samimi ve güzel konuÅŸma üslûbu ve kitaplarını yazarken kullandığı akıcı ve berrak ifadeleri eklenince Türk okuyucu ve dinleyicisinin özlediÄŸi bir kiÅŸilik olarak ortaya çıkmış oldu. Onun ideali Kur’an ilimleri ile ilgili yeterli araÅŸtırmalar yapmak ve varılan sonuçları güzel bir biçimde halka sunmaktı.
Kas
22
2007
22
2007
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır’ın dilinden Haluk Nurbaki
1 Yorum »
RSS feed for comments on this post.
s.a hocam
hocamý bazý tv programlarýnda ýzledým kendý yorumlarýný anlatýp hayýzlý kadýn oruc tutar dedý. tum herkesýn kafasýnda bý karýsýklýga neden oldu aþgýdakiyazý bý web sitesinden alýntýdýr ve hadislerle açýklanmýstýr bu konu þimdi biz hadislere inanalým hocamýn söylediklerine mi?
Son zamanlarda sýkça tartýþýlan konulardan biri de adetli iken oruç tutmanýn caiz olup olmadýðý… Kur’an-ý Kerim’de adetli kadýnýn orucu ile ilgili açýk bir ifadenin bulunmayýþý tartýþmalarýn gündemde kalmasýnda etkili oluyor. Özellikle Ramazan ayýnda önem kazanan bu konuyu delilleri ve yorumlarý ile aktarmayý bir borç biliyoruz.
Hayýz (adet) nedir?
Hayýz (âdet) sözlükte, kanýn çýkmasýdýr. Ýslami literatürde, ergen, hastalýklý olmayan ve menopoza girmemiþ olan kadýnýn rahminin attýðý kandýr.[1]
Diðer semâvî dinlerde, örneðin adetin dînî yönüyle ilgili en ayrýntýlý uygulamalarýný geliþtiren Yahudilikte hayýz gören kadýn “niddah” (ayrýlan) adýyla anýlýr. Eski Ahit’de hayýzlý kadýn, kanamanýn baþlamasýndan itibaren yedi gün boyunca murdar kabul edilmiþ ve birtakým yükümlülüklere tâbi tutulmuþtur. Yahudilikte ayný zamanda, kadýnda kanamanýn devam ettiði sürede ve yedi günlük müddet içinde hayýzlý kadýnla cima etmek, onun dokunduðu herhangi bir þeye temas etmek murdarlýðý bulaþtýrdýðýndan yasaktýr. Hýristiyanlýkta ise, hayzýn hiçbir dinî hükmü yoktur, hayýzlý kadýnla cima (cinsel iliþki) dahi serbesttir.[2] Ýslâm dinî, bu gibi kadýna eziyet veren uygulamalarý geçersiz kýlarak, hayýzlý kadýný hakikî manada pis ilân etmemekle birlikte, hakkýnda birtakým koruyucu hükümler koymuþtur.
Adetli kadýn hakkýnda söz konusu olan þey, sadece hükmî bakýmdan temiz olmama hâlidir. Bu durumda, cünüp kiþi de adetli kadýnla ayný kategoriye girer. Fakat cünüp ile adetli kadýnýn durumu, bazý noktalarda farklýlýk arz eder. Bu farklýlýðýn nedenleri arasýnda;
* Cünüplüðü sona erdirmenin kiþinin iradesine baðlý oluþu, âdet hâlini sona erdirmenin ise kiþinin iradesine baðlý olmayýþý
* Âdet hâlinin uzun sürmesi, sayýlabilir.[3]
Kadýnýn adeti ile ilgili hükümlerin kadýnýn ve ona ait hallerin Haliki ve Maliki tarafýndan konmasý akli yorumlarýn çýkarýmlarýndan öncelikli olmalýdýr. Zira akýl mü’minlere nakli (Kur’an ve sünneti) þekillendirmek için deðil bu deðerleri anlayýp kavramak için verilmiþtir.
Nakil adetli kadýnýn oruç tutmasýna herhangi bir yasak getirmiþ midir?
Kuranda adetli kadýnýn orucunun haram olduðuna dair herhangi bir açýklama yapýlmamýþtýr. Haramlýða iþaret eden deliller sünnette bulunmaktadýr.
1) Hamne binti Cahþ, Hz. Peygamber (s.a.s)’ e, kendisinden çok fazla kan geldiðini ve bu durumun kendisini namaz ve oruçtan alýkoyduðunu söyleyince Resûlullah ona:
“Allah’ ýn bilgisine uygun olarak (her ay) altý ya da yedi gün hayýz kabul et, sonra da temizlendiðine (âdet gününün bittiðine) kanaatin geldiðinde gusül al ve (ayda) yirmi üç ya da yirmi dört gece-gündüz namazý kýl, orucu tut!” buyurmuþlardýr.[4]
* Bu rivayette Hz. Peygamber tarafýndan kadýnýn namaz kýlýp oruç tutabilmesi için âdetinin hükmen bitmesini þart koþulmuþtur.
* Hamne binti Cahþ’ýn hayzýn kendisini oruçtan alýkoyduðunu belirtmesi adetli iken oruç tutulamayacaðýný o dönemde kadýnlarýn bildiðini göstermektedir.
* Hz. Peygamberin “adetin bittiðinde gusül al namazý kýl, orucu tut” sözleri de Hamne’nin ve hanýmlarýn hayzýn oruca engel olduðu yönündeki yerleþik bilgilerinin doðruluðunu tasdiklemektedir.
2) Muâze’den: Hz. Âiþe’ ye (r.anha); “Hayýzlý kadýnýn orucu kaza ettiði hâlde namazý kaza etmemesinin sebebi nedir?” diye sorunca bana dedi ki: “Sen Hârîcî misin yoksa?”
“Ben Hârîcî deðilim, ancak soru soruyorum” dedim. O (Hz. Aiþe) da þöyle dedi: “Biz Resûlullah (s.a.s) dönemindeyken bu hâl geldiðinde biriyle emrolunur, diðeriyle emrolunmazdýk. Resûlullah, orucun kazasýný emreder, namazýn kazasýný emretmezdi.” [5]
Ýmam Nevevi, Ýbn Hazm, Ýbn Rüþd, Halebî Ýbrahim hayýzlý kadýnýn oruç tutmasýnýn haram olduðunu ve bu konuda ümmetten farklý görüþ bildiren bir müctehidin çýkmadýðýný haber vermiþlerdir.
Ýmam Nevevi geleceðe matuf þöyle bir göndermede de bulunur ve der ki: “Bu rivayet orucun haramlýðýna delil deðildir, onda sadece orucu açmaya cevaz vardýr. Adetliye oruç, yolcuya olduðu gibi caizdir, farz deðildir gibi bir yorum yapýlacak olsa þöyle cevap verilir: Sahabe kadýnlarýnýn ibadet konusundaki içtihatlarý sabit olduðu gibi ibadete olan düþkünlükleri de bilinir. Eðer oruç caiz olsaydý onlardan bazýlarý bunu muhakkak yerine getirirdi.”[6]
Dini hükümleri anlama ve uygulama noktasýnda son derece titizlenen hanýmlarýn ilk dönemlerden beri tercihlerini ruhsatý kullanmak yerine azimete göre hareketle þekillenmesi gerekirdi. Kadýnlarýn, en mahrem konularda dahi sorular sorup nakiller yaptýðý devirlerde adetli iken orucunu bozmayan Ramazan oruçlarýný bütün tutan tek bir sahabiyyeden bahsetmemiþ olmamalarýný tesadüfî olarak açýklamak mümkün deðildir.
Cenab-ý Hakkýn “Öyle ise sizden Ramazan ayýný idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadýðý günler sayýsýnca) baþka günlerde tutsun.”[7] Ayetinden yola çýkarak günümüzde “adetli kadýn oruç tutabilir” tezini savunanlar bulunmaktadýr. Zira oruç açma ruhsatý Kuranda yolcu ve hastaya verilmiþtir. Adetli kadýn yolcu sýnýfýna giremeyeceðine göre adetli iken sadece kendisini rahatsýz hissettiði günlerde oruç tutmayabilir, denilir.
Kadýnýn adetinin hastalýk olarak deðerlendirilmesi gerektiðini söyleyenler“Sana kadýnlarýn hayýz hâlinden soruyorlar. De ki: “O, bir ezâdýr.[8] (Ayetindeki eza kelimesinin de hastalýk anlamý taþýdýðýný söylemektedirler.
Eza Nedir?
Ragýb el- Isfahani’nin el-Müfredat’ýnda “eza” þöyle açýklanýr:
“Eza”: Canlý varlýklara dokunan sýkýntýyý ve zararý anlatýr. Bu canlýnýn bedenine ya da ruhuna yönelik olabilir yahut yapýlan iþin dünyevi yahut uhrevi sonuçlarýndan kaynaklanabilir.
Kelime Kur’an-ý Kerim’de de bu anlamda kullanýlmýþtýr:
“Mallarýný Allah yolunda harcayýp da infaklarýnýn ardýndan minnet etmeyenler, eza etmeyenler (sýkýntý vermeyenler) yok mu, iþte onlarýn Rabb’leri katýnda mükâfatlarý vardýr.”[9]
Eðer yaðmur sebebiyle size bir eza uðrarsa sýkýntý çekerseniz yahut hasta düþmüþ iseniz, silahlarýnýzý býrakmanýzda bir mahzur yoktur. [10]
Kur’an’ý Kerim’de içinde eza kelimesi zikredilen ayetler bir bütün olarak incelendiðinde hastalýktan farklý bir anlam taþýdýðý görülmektedir. Hatta yukarýda ayný ayet içerisinde “eza” ve “hastalýk” birbirinden farklý kelimelerle ifade edilmiþtir. Ayný anlamý taþýyan kelimelerin “yahut” edatý ile birbirinden ayrýlarak zikredilmesi dil açýsýndan uygun deðildir. Zira o takdirde ortaya “hasta yahut hasta olursanýz” ifadesi gibi anlamsýz sözler çýkacaktýr.
Oruç ayetinde geçen ve kendilerine oruç tutmama ruhsatý tanýnan “merda” (hastalar) kelimesinin kapsamýna hayýzlýyý dâhil etmek ve onlarý da hasta kategorisinde deðerlendirmek ne nakli ne akli ve ne de lugavî açýdan mümkün gözükmemektedir. Zira her üç kaynak da kelimenin bu anlama gelmediðini her iki durumun da özellik ve mahiyetinin farklýlýðýný ýsrarla vurgulamaktadýr.
Hayzýn tanýmý, baþta zikrettiðimiz üzere gibi lugavî açýdan çok açýktýr. Hayzýn bir hastalýk, bir özür durumu olmadýðý çok kesindir. Aksine hayýz kadýnda hastalýk deðil saðlýk göstergesidir, kadýnlar normal hayýz gördüklerinde deðil hayýz görmediklerinde doktora müracaat ederler.
Bu lugavî açýdan da týbbi açýdan da böyledir. Ayrýca hayýz halinin hastalýk olarak yorumlanabileceðini farzetsek dahi bu hastalýk sünnete göre oruca mani olan bir hastalýktýr ve bu hastalýktan iyileþme kadýnýn kendisini iyi hissetmesi ile deðil adet halinin hükmen bitmesiyle son bulacaktýr. Dikkatle incelendiðinde sünnette de hayýz (adet) ve istihaza (hastalýk kaný)’nýn asla bir tutulmadýðý ve aralarýndaki hüküm farkýnýn çok detaylý bir þekilde verildiði gözlemlenmektedir.
Hz. Aiþe’den (r. anha) Fatma b. Ebû Hubeyþ, Hz. Peygamber (s.a.s)’ e geldi ve dedi ki: “Ben istihâze (âdet fazlasý kan, özür/hastalýk kaný) gördüm. Resûlullah (s.a.s) þöyle buyurdu: “Âdet günlerinde namazý býrak, sonra gusül al ve her namaz vaktinde abdest al (ve namazýný kýl), isterse kan hasýra damlasýn.” [11]
Kadýndan gelen kan ister adet kaný olsun ister özür (hastalýk kaný) olsun kadýný hassaslaþtýracak ve metabolizmayý yoracaktýr. Özellikle hasýra damlayacak derecede kanamasý olan bir kadýnýn rahatsýzlýk hissetmemesi mümkün deðildir. Hal böyle olmasýna raðmen Allah Rasulü hayýz dönemi bitiminde namazý emrettiði gibi kadýnlara gücü yettiði takdirde orucu da emretmiþtir. Görünüþte ayný olmasýna raðmen her iki kanýn hükmü kadýnýn ve onun adetinin yaratýcýsý tarafýndan farklý þekilde belirlenmiþtir. Bu takdirde oruç ayetinde kendilerine oruç açma ruhsatý tanýnanlar -adetlinin zaten oruç tutmasý yasak olduðu için- istihaze (özür-hastalýk kaný) gören kadýnlar olabilir. Buna ne lugavî ne týbbi açýdan bir engel bulunmamaktadýr.
Bazýlarý adetli iken oruç tutmanýn haram kýlýnmasýnýn Kur’an’ýn sýnýrlamadýðýný sýnýrlamak olduðunu böyle bir þeye kimsenin hakkýnýn bulunmadýðýný ifade etmektedirler. Konu bu çerçevede ele alýndýðýnda ve peygamberin hüküm koyma yetkisi göz ardý edildiðinde herkesin anlayýþýna göre þekillenen bir din ortaya çýkmasý kaçýnýlmazdýr. Örneðin namazýn þekli, rekât sayýsý, zekâtýn mahiyeti, hangi mallardan ne ölçüde zekât verileceði, faizin hangi mallarda geçerli olduðu, oruçluyken unutarak yiyip içmenin orucu bozmayacaðý vs. gibi pek çok konu Kuranda zikredilmemektedir.
Cünüp kiþiye namaz için gusül abdestinin farz oluþunu ihtilâfsýz herkes kabul etmektedir. Oysa bu gusül abdest þartý Kuranda deðil sadece sünnette bulunmaktadýr. Bir ayeti anlarken sünnetin hüküm koyma özelliði yok sayýlýyorsa diðerinde de yok sayýlmalýdýr. Bu takdirde, cünüplükten gusül abdesti almadan da arýnmak mümkün olacaktýr. Zira ayette gusül abdestinden deðil temizlenmekten bahsedilmektedir. Bu da kiþinin temizlik anlayýþýna göre sadece kirlenen yeri temizlemekle ya da yýkanmak yerine sadece silinmekle de gerçekleþebilecektir.
Adetli kadýnýn oruç tutabileceðini söyleyenlerden þöyle yorumlar da gelmiþtir:
“Bunlarýn aslý olsaydý mutlaka Kur’ân’da kadýnýn hayýz hâlinde bu ibadetleri yapamayacaðýna dair bir açýklama olacaktý. Zira Kur’an ibadet yapamama gibi önemli bir hâli kapalý býrakmaz, bunu belirtirdi.”
Bu ifadeler Kur’an’da açýkça belirtilmeyen tüm meselelerin önemsiz olduðunu düþündürmektedir. Bu noktadan hareketle dinin direði sayýlan namazýn, Ýslam’ýn þartlarýndan olan orucun, haccýn, zekâtýn mahiyetini, nasýl eda edileceklerini, vakitlerini vs. önemli kabul etmek mümkün deðildir. Zira Kur’an’da bu ibadetlerin hükmü belirtilmekle beraber mahiyetiyle ilgili ayrýntýlý bilgiler verilmemiþtir. Bütün bunlara karþýlýk Kuranda abdestin detaylý anlatýlmýþ olmasý, bu mantýða göre abdestin namazdan ve diðer ibadetlerden daha önemli olduðunun bir göstergesi olacaktýr.
Yine günümüzde adetlinin oruç tutabileceðini ispat sadedinde gelen yorumlardan biri de kolaylýk prensibine dayanmaktadýr. “Ramazan’ dan sonra kadýnlar, hayýzlýyken tutamadýklarý oruçlarý tutmakta zahmet çekiyorlar, bazen ertesi seneye kalýyor, birikiyor. Ramazan orucu toplumsal bir ibadettir ve toplumsal ibadetlerin topluca yapýlmasýnda daha çok kolaylýk vardýr” deniliyor.
Fýkýh da faydaya göre verilen hükümler maslahat olarak isimlendirilir. Ancak usulcüler maslahata göre amel etmek için bazý þartlar ileri sürmüþlerdir:
1- Maslahat, belirli bir þer’î delil tarafýndan geçersiz sayýlmýþ olmamalýdýr. Böyle bir delilin bulunmasý halinde maslahata göre amel edilemez. Meselâ, saldýran düþmana karþý savaþmayýp ona teslim olmak faydalý görülse bile, bu maslahata itibar edilemez. Çünkü teslim olmakla saðlanacak -ölümden kurtulma, mallan telef olmaktan kurtarma gibi- faydalar þer’î delil tarafýndan makbul sayýlmamýþ, geçersiz kýlýnmýþtýr.
Adetli kadýnýn oruç tutmasýnda da þüphesiz bir ibadeti toplu halde yapmanýn yükü hafifletmesi gibi maslahatlar vardýr. Ancak bu faydalar þer’î delil (sünnet ve icma) tarafýndan makbul sayýlmamýþ, geçersiz kýlýnmýþtýr. Hikmet sahibi olan Þâri’ Teâlâ, herhangi bir maslahatý, onun kabulü halinde ondan daha üstün bir maslahatýn yitirilmesi söz konusu olmadýkça ilga etmez.
2- Maslahatýn varlýðýndan emin olunmalýdýr. Vehme dayanan maslahata göre hüküm verilemez. Fayda ve zarar mukayesesi yapýlmaksýzýn bu hükmün konmasý faydalý olur diye akla estiði þekilde hüküm vermek, vehmedilmiþ bir maslahata hüküm bina etmek olur. Kadýnýn adetli iken oruç tutmasýnýn kendisine dönen maddi ve manevi olumlu ya da olumsuz etkilerini tam anlamý ile tespit imkân dâhilinde deðildir. Faydanýn hangisinde fazla olduðu belirlenemiyorsa buradaki maslahat vehme dayalý maslahat olmaktan öteye gitmeyecektir.
3- Maslahat, genel olmalýdýr; özel ise, ona göre hüküm verilemez. Bir maslahata göre hüküm verildiðinde bu hüküm Ýnsanlarýn çoðunluðu için bir fayda saðlýyor veya çoðunluðu ilgilendiren bir zararý gideriyorsa, bu maslahat “genel” sayýlýr. Böyle deðil de, bir kiþi veya az sayýdaki kiþilerin fayda yahut zararlarý ile ilgili ise, maslahat “özel” kabul edilir. Çoðunluðu dikkate almaksýzýn, üst düzeydeki bir yöneticinin, eþraftan birinin veya belirli kiþilerin maslahatýna binaen hüküm verilemez. Kadýnlarýn çoðunun adetli iken oruç tutmadýklarýnda zarara uðradýklarý sýkýntý çektikleri gibi genel bir kabul yoktur. Kadýný sýkýntýya sokan Allah’ýn kendisine tanýðý kolaylýk deðil toplumun ramazanda aðzý oynayana gösterdiði tahammülsüz tavýrlardýr. Oruç tutmasý gerekenle tutmamasý gerekenler birbirlerine karþý saygýlý ve hoþ görülü olduklarý sürece maslahat zaten gerçekleþmiþ olacaktýr.
Þüphesiz her þeyin en doðrusunu Cenâb-ý Hak bilir.
*Araþtýrmacý-yazar.
——————————————————————————–
[1] Et-Tahanevi, Keþþaf, Lübnan Beyrut 1996, cilt:1, sf: 727.
[2] Yavuz, Yunus Vehbi, “Hayýz”, Türkiye Diyânet Vakfý Ýslâm Ansiklopedisi, Ýstanbul 1998, cilt:17, s.51.
[3] Þule Uysal, Kadýn ve Aile Ýlmihali, Ýstanbul 2004, s.57.
[4] Tirmizi, K. Tahare, B. 95, H. No: 128.
[5] Buhari, Hayz, 21; Müslim, Hayz, 67; Ebu Davut, Taharet, 105; Tirmizi, Taharet, 97, Savm, 68; Nesai, Hayz, 17, Savm 64; Ýmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, Hayýz-Ýstihaze-Nifas/4.
[6] Ýmam Nevevi, Kitabu’l- Mecmu’, Beyrut- 2001, c.2, s.266.
[7] Bakara 2/185.
[8] Bakara, 2/222.
[9] Bakara, 2/ 262.
[10] Nisa, 4 /102.
[11] Ýmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, Hayýz-Ýstihaze-Nifas/37