May
01
2009

Elest Meclisi

newscana117.jpgDR. HALUK NURBAKİ
Evet, şimdi ezelin billur sinesinde alev alev yanan, nur nur parlayan ve idraklerin her noktasında soluyan bir beste vardı:
– ELESTÜ BİRABBİKÜM (Ben sizin Rabbiniz deÄŸil miyim?)
Bütün varlıklar enfüslerinden ve âfaklarından onları saran bu müthiÅŸ ilâhi sevda bestesi ile sarsılıyordu. Ve herÅŸey sanki sonsuz bir hazzın doyulmaz ateÅŸinde kavruluyor ve eriyordu.
Sonra bu haz, müthiÅŸ bir haÅŸyete döndü.
Ve sonra varlıkların, boyutların, ruhların sonsuz sahillerinde mecaller tükeniverdi. Dayanılmaz güzelliklerin mekânları zerre zerre alevlenmiÅŸ gibi bu muhteÅŸem naÄŸmenin sırrında eridi.
Bu müthiÅŸ emir öylesine kudretliydi ki, sanki her varlığın içinde yeni bir an yaratıyor, SONRA DA SUSAN HER NOKTAYI MEKÂNDAN SİLİYORDU. Varlıkların özünde ışıklar tek tek sönüyor, sonsuz yokluklara dönüyordu.
Düşüncelere mecâl veren idraklerin özünde bile yalnız bu ilâhi sevde emri çınlıyordu:
– ELESTÜ BİRABBİKÜM (Ben sizin Rabbiniz deÄŸil miyim?)
O ana kadar yalnız seyredilen ve yaÅŸanan güzellikler, sanki ÅŸimdi HAY Sırrı ile canlanmış, dile gelmiÅŸ, bu ilâhi emir ÅŸeklinde yansımıştı. Düşünce ve idrâkin mekânlarında her varlık, ilâhi san’atın binbir parlayışını görüyor, seziyor, yaşıyor; fakat o ilâhi emrin dalgalarına dayanmaya mecâl bulamıyordu…
Çünkü tüm varlıklar idrak mekânlarında bu sedâdan baÅŸka dayanacak, tutunacak mecâl bulup, cevap verecek bir nokta bulamıyordu. Her varlığın özünde, bir çıkış imkânı, esrarlı bir kurtuluÅŸ umudu titreÅŸiyor; FAKAT KİMSE BU MEÇHİL NOKTAYI BULAMIYORDU.
Evren tümüyle bu emrin ihtiÅŸamı ile dopdoluydu. Ruhlar bile sığınıp soluyacak bu meçhul noktayı sezememiÅŸti.
Ve sonra tüm varlıklar mecalsız kül yığınları gibi solmaya baÅŸladı. Boyutlar cüceleÅŸti, sonra yavaÅŸ yavaÅŸ dürülmeye baÅŸladı. Mekânlar birbirinden hayal gibi uzaklaşıyordu. Yalnız gönüllerin en uzak noktalarında BİR NİYAZ TİTREŞİYORDU. Evet, belki de belli belirsiz bu niyaz dışında herÅŸey soluyor, tükenip bitiyordu.
Bu paniÄŸin nedeni, varlıkların kendi mekânlarında tutunacak bir nokta aramaları idi. SANKİ BU İLÂHİ EMRE CEVAP VEREBİLMEK İÇİN HER EÅžYA NEFS PERDESİNDE BİR MECALE SIÄžINMAK ÇABASINA DÜÅžMÜÅžTÜ. Bu ise gerçekte bir BENLİK ÇIKMAZI idi. Halbuki evren, enfüs ve âfakı ile mekânın her noktasında ilâhi güzellik ve kudretle dolu idi. Ve BENLİK bu andan itibaren KENDİNE AYRI BİR MEKÂN ARAMAK, KİMLİK ARAMAK GAFLETİNİ TEMSİL EDİP DURUYOR…
Ezelin solgun çehresinde birdenbire bir mûcize doÄŸdu. Sonsuz mekânlarda yeni bir aÅŸk naÄŸmesi raksetti. Yepyeni bir güzelliÄŸin hayat veren câzibesi tutuÅŸuverdi.
– BELî (evet) RABBİMİZSİN.
Bu SIR, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in kalbinden coÅŸup gelivermiÅŸti.
Bu hamd seli, evreni yeniden taptaze bir hazza boÄŸdu. Sanki sonsuz güzelliklerin kapanmaya yüz tutan goncası yeniden açılıverdi.
KİMDİ EZELİN SİNESİNDE BU SED NAKÅžI, KİMDİ BU GÜZELLER GÜZELİ?
KİMDİ EVRENLERİ TÜKENMİŞLİKTEN KURTARAN BU HAMD SELİNİN SIRRI?
Hamd ihtiÅŸamı içinde kulluÄŸun en muhteÅŸem noktasında evreni saran bu niyaz, perde perde gönüllerde titreÅŸen umutları alevledi. Ona en yakın olanlardan, (suya atılan taÅŸdan doÄŸan halkalar gibi) halka halka (BELÎ) niyazları yükseldi. Ruhlar, tek tek yeni doÄŸan yıldızlar gibi bu ışıklardan mecâl bulup parladılar. Ve evren Fahr-i Kâinat gönlünde bir gonca gibi açılıverdi.
Fahr-i Kâinat Efendimizin âlemlere mecal veren (Belî) hamdine en yakından katılanlar, mânâ âleminin kendine has pırıl pırıl yıldızlarıdır. Bu ruhlar zaman düzlemine ışınlanırken, Efendimizin mutluluk çağına hususi surette monte edilmiÅŸtir. İkinci bölümde dünya hayatlarını izleyeceÄŸimiz bu islam yüceleri, Elestte Efendimize yakınlık derecesi açısından muhteÅŸem raks halkalarını temsil etmektedir. İç içe iki dalga halinde nakÅŸolan bu yüceleri iki ayrı fazda görürüz.
Elestte, Efendimize en yakın niyazların temsilcilerinde, birinci halkada Efendimize sıhriyet yakınlığı olanları görüyoruz.
Bu ilk halkanın merkezinden dışa doÄŸru dizisi Hz HATİCE ve Hz FÂTIMA annemizden baÅŸlar. Efendimiz bu diziyi bize tanıtmak için “ÂLİÂB” formülünü vermiÅŸtir. Yani bu iki annemize ilâveten Hz ALİ, Hz HÜSEYİN, Hz HASAN, ve Hz MUHSİN… Bu dalganın raks devamı Ehl-i Beyt’le devam eder. Efendimize yakın hamd niyazlarının bir baÅŸka halkası ise ilk müslümanları temsil etmektedir. Bu halkada Hz ZEYD, Hz EBU BEKİR, Hz ÖMER, Hz ÅžEYMA, Hz BİLÂL, Hz RUKAYE, Hz. CAFERİ TAYYAR, Hz AMMAR, Hz.OSMAN, Hz ÂİŞE, Hz SÜMEYYE, Hz NESİBE, Hz VEYSEL KARANİ, Hz SAAD ve Hz DIHYE de vardır.
Ve bu halkalar içiçe devam ederek baÅŸta Efendimizin muhterem Anne ve Babaları Hz AMİNE, Hz ABDULLAH olmak üzere diÄŸer ashab-ı güzini temsil eder. Sonraki halkalar âşıkları, velîleri, Peygamberleri sıralar. Mü’minler de net olarak bu halkaların daha sonraki rakslarında mevcuttur.
Ve tüm varlıklar kulluğun sonsuz zevkine erdi.
Mekânlar, renk renk ilâhi güzelliÄŸin sırrında yeni aÅŸk ÅŸarkıları besteledi.
Galaksiler, atomlar bu hamdin coÅŸkusu ile semâ ederek kader perdelerinden iniverdiler. Atomların özünde sonsuza dek ALLAH’ı zikreden, birbirinden güzel ÅŸarkılar doÄŸdu. Sonsuz ışık dünyalarında tükenmeyen ışık ÅŸölenleri baÅŸladı.
Ve Cennet perde perde bir gelin gibi ilâhi güzellikleri sonsuz boyutlarda sergileyiverdi.
Åžimdi ezelde yepyeni bir can, binbir pırıltı raksediyordu. VE ONLARIN MERKEZİNDE, EFENDİMİZİN GÖNLÜNDE HAMD NİYAZI COÅžUYORDU… SÜRESİZ….
MUHAMMED’İN (sav) HAMDİNDEN TÜM EVRENLERE IÅžIK IÅžIK ZİKİRLER YAYILDI. Melekler, sonsuz hazların coÅŸkusunu yine mekânların ötesine, yeni âlemlerin sınırsız ufuklarına yaydılar.
ALLAH, bu büyük bayram gününde EFENDİMİZE EVRENİN EN BÜYÜK İLTİFATINI YAPTI:
– LEVLÂKE LEVLÂK, LEMMÂ HALAKTÜ’L-EFLÂK
(Sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım).
İşte birinci bölüme temel olan “BEN ALLAH İKEN, MELEKLERİMLE BERABER PEYGAMBERİME SALÂT-U SELÂM EDERİM. EY İNSANLAR, SİZ DE SALÂT-U SELÂM GETİRİN, ONA İLETEYİM” (Enbiya Sûresi, âyet 107)
Âyet-i Kerimenin meleklere yönelen hikmeti, hamd niyazının melekler tarafından sonsuza dek âlemlere yansıtılmasını anlatmaktadır.
Şüphesiz ki ALLAH, bu yeni doÄŸan ezel sırrı içinde hilkatlere ve sonsuz güzelliklere ilâhi damgasını basarken, SIRR-I MUHAMMEDÎ’nin hamd niyazını her noktada sergilemiÅŸtir. Âyetin son cümlesi ise, inananların (Belî) niyazında hayat sırrı taşıyan baÄŸlılıklarını hatırlatmaktadır.
Salâvat-ı Åžerife okuyarak, bütün inananlar, ELEST MECLİSİNİN anlaşılması güç hikmetlerini, kaybolmuÅŸ hâfıza bandının ötesinden; gönül penceresinden seyredebilir. Yoksa, insanın kendi başına inandığını sanması, ALLAH’IN sonsuz hikmetlerini kavradım gafletine düşmesi; ELESTTEKİ paniÄŸin bir parçasıdır. Bu yüzden îman ancak gönüllerde yaÅŸayan bir hikmettir. Elestte Efendimizin göniünde doÄŸan hamd niyazı ancak gönüllere can veren hikmettir. Nefsin perdesinde yaÅŸayanlarsa, Elestteki gafletlerini tekrar ederek, benlik çıkmazında bocalamaya mahkûmdur. Mânâ ilimlerinin bile en zor bölümü olan ELEST MECLİSİ konusunu aktarmaya çalışmamızın nedeni, yaradılışın bu temel sırrına yaklaÅŸmak içindir.
Bu tarzda gerçeÄŸe yaklaÅŸmadan, Yüce Yaradanımızı, Kur’an’ı anlayıp iman etmek mümkün deÄŸildir.
____________________________________
Gönül Penceresinden Fahr-i Kâinat Efendimiz kitabından alınmıştır. www.damlayayinevi.com.tr

Yaziyi gonderen UÄŸur Canbolat in: MAKALELER |

3 Yorum »

  • Lale Evren diyor ki:

    Tüm varlýklar gibi kulluðun zevkine ermek niyazýyla herkese muhabbetler.

  • EDA SERCAN diyor ki:

    Sayýn Site Yöneticisi! Hem dün ki cevabýnýz için hem de bugün yazýnýn devamýný yayýnladýðýnýz için çok teþekkür ederim. Bir de þunu söylemek istiyorum: Siz devamlý iyi birþeyler yayýnlýyorsunuz. Biz de hazýra konup bunlarý okuyoruz. Eðer siteye katkýmýz olacak bir konu olursa her zaman yardým etmek isterim. Çok saðol tekrar. Ýyi günler

  • asya sonat diyor ki:

    alemler Onun için yaratýlmýþ. O alemin içindekiler olarak bizlerde Onun için yaratýlmýþýz. yani yaþama nedenimiz sevgili Peygamberimiz. Bu yazý bu konunun farkýnda olmamýzý saðladý bir kere daha. Ben kendi adýma teþekkür ederim.
    Selamlar.

RSS feed for comments on this post.


Yorum yaz

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel