DR. HALUK NURBAKİ
Bazı ÅŸeyler vardır ki, kavranması ve târifi fevkalade güçtür, ama herkes bunu tanıdığını, bildiÄŸini sanır. Bunlardan bir tanesi, belki de en mühimi, ilimdir. İlim denildiÄŸinde, ekseriyetle, birtakım tesbitlerin, birtakım neticelerin alınarak bunlar arasında bir alaka kurulması akla gelmektedir. Bu yüzden de ÅŸimdiye kadar ilmin ne olup ne olmadığı bir türlü anlaşılmamıştır. İlim, gerçekte, kainat nizamının ve sanatının anlaşılmasıdır. Bilhassa onun Sanatkârı ve Yaratıcısı ile bir münasebet kurulmasıdır. ilim, kendisinin veya birtakım insanların dimaÄŸlarının mahsulü deÄŸildir. ilim, yaratılmış bir varlıktır. EÄŸer ilim yaratılmış bir varlık olmasaydı, ne atomun çekirdeÄŸindeki matematiÄŸi bilebilir, ne de galaksilerdeki en ince hesapları tanıyabilirdik. Çünkü bunlar beynin mahsulü deÄŸil, beynin kendisinden daha önceden beri mevcut olan hâdiselerdir. Biz herhangi bir ilmi, belli bir sistematikten ilhamla kazanıyoruz. Yani bir geometrik diziden gidiyoruz, bir fizik diziden gidiyoruz. Fizik, matematik, geometri ise kainat sanatının iskeletidir, bizim icad ettiÄŸimiz ÅŸeyler deÄŸil. İlim, Büyük Yaratıcının, kainat sanatını, bilhassa İnsana tanıtmak için yarattığı; bir sistemdir. İnsan, ilmin mahfazası gibidir. Çünkü Yaratıcı kendi güzelliÄŸini tanıtmak için insanı yaratmıştır. İnsan, kendi bestesinin olduÄŸu kadar İlahi bestenin de bir dinleyicisidir.
(Devamini okumak icin tiklayin)